Zikir, kelime itibariyle Allah'ı, hatırlamak ve anmaktır. Bazı alimlerimiz zikir için, “İnsana sevap kazandıran her türlü hareket, fiil ve sözlerdir.” demişlerdir. Allah'ı anmak ise, Kur'ân'ın açık emirlerindendir.
Zikir, kalb ve dil ile yapılabilir. Ama asıl ve esas olan kalbin zikridir. Çünkü dil ile yapılan zikir, kalb ile desteklenmedikçe makbul olmaz. Çünkü dilin zikri, Allah ile kalb arasında bir irtibat olduğunun sadece bir tercümandır. Kalpten maksadımız vücudumuzun motoru hükmündeki et parçası değildir. Bu isim ona mecazi olarak verilmiştir. Asıl olan ruhun esası ve merkezi olan manevi kalptir.
Maddi ile manevi kalbin farkını ve ayırımını Prof. Dr. Alaaddin Başar Hocamız aşağıdaki şu ifadelerle ortaya koymaktadır.
· Allah'ın Esma ve Sıfatlarını Saymak
Zikir yapmanın bir mahalli veya vakti söz konusu değildir. Çünkü, tarlada, işte, fabrikada, yürürken, uzanırken, dinlenirken, yemek yerken, v.s. kalb veya dil ile Allah'ı zikretmek olabilir. Kur'an-ı Kerim her halükarda Allah'ı zikretmekten uzak durmayan insanları,
ayetleri, bu konudaki pek çok ayetten sadece ikisidir.“Öyleyse siz beni zikredin ki ben de sizi anayım.” (Bakara, 2/152),
“Allah'ı çokça zikredin ki, felaha eresiniz.” (Enfal, 8/45)
Zikir, kalb ve dil ile yapılabilir. Ama asıl ve esas olan kalbin zikridir. Çünkü dil ile yapılan zikir, kalb ile desteklenmedikçe makbul olmaz. Çünkü dilin zikri, Allah ile kalb arasında bir irtibat olduğunun sadece bir tercümandır. Kalpten maksadımız vücudumuzun motoru hükmündeki et parçası değildir. Bu isim ona mecazi olarak verilmiştir. Asıl olan ruhun esası ve merkezi olan manevi kalptir.
Maddi ile manevi kalbin farkını ve ayırımını Prof. Dr. Alaaddin Başar Hocamız aşağıdaki şu ifadelerle ortaya koymaktadır.
Risale-i Nurlarda zikir konusu, çok geniş çerçevede işlenmiş ve Nur talebelerine her hallerinde Allah'ı nasıl hatırlayacakları konusu öğretilmiştir. Bu konuları birkaç başlık altında işlemek ve nurlarda zikir ibadetinin nasıl yapıldığı hususunda bazı ipuçları vermek istiyoruz.Günlük hayatımızda, yer yer, “Falanın kalbi bozuk.” yahut,“Filânca kalp ameliyatı geçirmiş.” gibi sözler ederiz. Bu konuşmalarımızda, kalbi, iki ayrı mânâsıyla kullanırız. Bunlardan biri maddî, diğeri ise mânevîdir. Bir başka ifadeyle, biri zâhirî, diğeri bâtınî...
Her ikisinin de aynı isimle yâd edilmesine değişik açıklamalar getirilmiş. Bunlardan birisine göre, insan ruhunun bedenle ilk alâkası kalpte başlıyor. Bir diğerine göre, kalbe bu ismin verilmesi mecazdır: “Maddî kalbin bedendeki rolü ne kadar önemli ise, mânevî kalbin de insanın ruhî hayatında öyle büyük bir vazifesi vardır.” Bazı zâtlar da kalbi, ruh mânâsında kullanmışlardır.(1)
1. Kalp ve Dil ile Doğrudan Zikir Yapmak:
Bu konuyu üç başlık altında işlemek mümkündür.· Allah'ın Esma ve Sıfatlarını Saymak
Zikir yapmanın bir mahalli veya vakti söz konusu değildir. Çünkü, tarlada, işte, fabrikada, yürürken, uzanırken, dinlenirken, yemek yerken, v.s. kalb veya dil ile Allah'ı zikretmek olabilir. Kur'an-ı Kerim her halükarda Allah'ı zikretmekten uzak durmayan insanları,
şeklinde methetmektedir.“O nûra, Allah'ın yükseltilmesine ve içlerinde kutlu isminin zikredilmesine izin verdiği 'evlerde' kavuşulur. Oralarda, sabah akşam O'nun şanını yücelterek tenzih eden öyle yiğitler vardır ki, ne ticaretler, ne alışverişler onları Allah'ı zikretmekten, namazı hakkıyla ifa etmekten, zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetten halden hale döneceği, alt üst olacağı bir günden endişe ederler.” (Nur, 24/36, 37)