Tıbbı Nebi

tıb

Modaratör7 Mar 2025378 görüntülenme
7 Mar 2025
#1

Arapça'da ṭıbb mevcudu muhafazaya ve eksik olanı (sıhhati) onarmaya işaret eder. İslâm öncesi dönemlerde bunun ism-i mef'ûlü olan maṭbûb kelimesi "büyülenmiş" (mesḥûr) anlamına geldiği için kelimenin kökü ayrıca sihrî mânalar taşımaktaydı (Ebû Bekir İbnü'l-Enbârî, s. 150-151). İnsan için beden sağlığı nasıl hayatî bir önem taşıyorsa sağlıklı olma yollarını araştırma da her zaman insanın temel çabalarından biri olmuştur. İslâm medeniyeti zirvede bulunduğu günlerde gıpta edilen bir sağlık sistemi kurmuş, VII. yüzyıldan XXI. yüzyıla kadar tıp ilmi İslâm dünyasının farklı bölgelerinde oldukça karmaşık ve değişik bir disiplin halinde gelişme göstermiştir. Farklı din, dil ve etnik kökene sahip olan hekimler bu ilmin gelişiminde ortak tecrübelerini paylaşmakla birlikte tıp ülke ve inanç sınırını aşmıştır. Ayrıca çevre kültürlerine, özellikle XII. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan Avrupa üniversite tıbbına büyük etkide bulunan İslâm tıbbı, daha da gelişmiş haliyle bugün pek çok İslâm ülkesinde ve dünyanın değişik bölgelerine dağılmış müslüman topluluklarda hayatiyetini devam ettirmektedir.

Kaynaklar

İslâm dini Arap yarımadasında ortaya çıkmış olup bu dinin çöl hayatını yaşayan ilk müntesipleri arasında çeşitli tıbbî tekniklerin bilindiği anlaşılmaktadır. İslâm öncesi ve erken dönem İslâm şiirinde öksürük ve göz iltihabı gibi hastalıkların yanı sıra kabile savaşları sırasında meydana gelen yaralanmalara dair bilgiler yer almaktadır. Ayrıca sonda (Ar. mîl < Yun. mele) gibi Yunan tıbbından intikal eden bazı aletler kullanılmaktaydı. Bununla birlikte o dönemde tedavi biçimleri çok basitti; meselâ deve idrarı ve balın kullanımı oldukça yaygındı. İslâm'ın zuhurundan önceki iki asır içerisinde Araplar, Sâsânîler ve Bizanslılar gibi iki büyük imparatorlukla ve ayrıca kendi dindaşlarınca zındık ilân edilerek yurtlarından çıkarılan, Süryânîce konuşan hıristiyanlarla irtibat kurmuşlardı. Bütün bu toplumlar oldukça gelişmiş bir tıp tecrübesine sahipti ve bunların içerisinde Yunanlılar'ın tıp bilgisi daha ileri düzeyde bulunuyordu. Bu sebeple İslâm dünyasında ortaya çıkan tıpla ilgili gelişmeleri anlayabilmek için antik dönemin sonlarındaki tıp bilgisi hakkında fikir edinmek gerekir.

İskenderiye şehri hem tıp hem felsefede önem kazanmıştı. Şehrin ilim meclislerinde "iatrosophist" (tıp profesörleri) denilen kimseler Hipokrat'ın ve Galen'in (Câlînûs) yazdıklarına dayanan metinleri öğretiyorlardı. "Galen'in On Altı Kitabı" diye bilinen ve Galen tarafından çoğu yeni başlayanlar için yazılmış temel eserlerden oluşan koleksiyon özellikle popülerdi.

Süryânî tıp geleneği de Grek mirasına ve özellikle geç dönem eski İskenderiye'sinin Galen tıp geleneğine çok şey borçludur. Bir Ya'kūbî rahip olup İskenderiye'de tıp ve felsefe okuyan Re'sül'aynlı Sergios, İslâm öncesi dönemin en önemli şahsiyetiydi. Sergios, pek çok felsefî metni tercüme etmesinin yanında "Galen'in On Altı Kitabı"nı da çevirmiştir.

Tıp Teorisi

Hekimler ve filozoflar tıbbın bilgi hiyerarşisi içerisindeki yeri konusunda farklı görüşlere sahiptir. IX. yüzyılın ortalarında yaşayan İshak b. Ali er-Ruhâvî gibi hekimlere göre tıp, bilim dalları içerisinde anakronik bir ifadeyle insanlığa en çok yararlı, en yüce ve en önemli olanıdır. İbn Sînâ gibi diğerleri ise tıbbı ziraat ve astroloji ile aynı grupta değerlendirerek uygulamalı ya da türetilmiş bilimle ilişkilendirmişlerdir.

İslam Tıbbının Önemi

İslâm medeniyetinin zirvede olduğu dönemlerde İbn Sînâ (Avicenna), İbn Rüşd (Averroes), Ebu Bekir er-Razi gibi büyük İslâm hekimleri yazdıkları eserlerle hem İslâm dünyasını hem de Avrupa tıbbını yüzyıllarca etkilemiştir. Bu alimlerin eserleri Latinceye tercüme edilerek Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak kullanılmıştır.

3780
Paylaş:
Yanıt Yaz

Bu konuya yanıt yazmak için giriş yapman gerekiyor.