Esmalar

Medeniyete Giden Yolda Felsefenin Rolü

Modaratör29 Mar 2025111 görüntülenme
29 Mar 2025
#1

Batılı düşünürler Antik Çağ'ın felsefi mirasının öncesinden pek bahsetmeseler de onlardan önce Mezopotamya'da, Babillerde felsefi düşüncenin varlığından söz edilmekte hatta Grek felsefesinin kaynağının bu bölgelerde var olan felsefi miras olduğu belirtilmektedir. Fârâbî bu düşünceyi desteklemek bağlamında, "bizimdi, onlara geçti tekrar bize geldi" diyerek veciz bir şekilde ifade etmektedir.

Orta Çağ İslâm dünyasında dokuzuncu ve on üçüncü yüzyıllar arası İslâm dünyasının Altın Çağı olarak bilinir. Bu dönemde Câbir bin Hayyan (ö. 815), Kindî (ö. 866), Câhız (ö. 868), Ebubekir er-Râzî (ö. 925), Fârabî (ö. 950) ve İbn Sînâ (1037) gibi filozoflar, hem felsefi hem de bilimsel eserler ortaya koydular. Felsefe, astronomi, matematik, eczacılık, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi alanlarda çok önemli eserler yazıldı.

İslâm'ın Altın Çağı'nda felsefe ve bilime gereken özgürlük ve değerin verilmesine paralel olarak her alanda ilerlemenin devam ettiğini ve İslâm toplumunun dünyada söz sahibi olduğunu görüyoruz. Felsefenin inkıtaa uğradığı dönemde bilimsel gelişmeler de aynı derecede etkilenmiş, durgunluk başlamıştır.

Günümüze baktığımız zaman İslâm toplumlarında hâlâ Orta Çağ'ın emârelerini görmek mümkündür. Akli muhakeme ile hakikati bulma çabası olan felsefenin yirmi birinci yüzyılda karşısında değil, yanında olmak gerekmektedir. Medeni toplum olmak ve İslâm'ın Aydınlık Çağı gibi bir medeniyet kurmanın yolu budur.

Bir zamanlar Batıdan İslâm diyarına gelmek ve ilim öğrenmek için can atan öğrenciler varken şimdi durum tamamen tersine dönmüştür. Müslümanlar, durumu lehlerine çevirebilirler. Unutmamak gerekir ki medeniyete giden yol, felsefeye değer biçmekten geçer.

1110
Paylaş:
Yanıt Yaz

Bu konuya yanıt yazmak için giriş yapman gerekiyor.