İlkokulda sınıfta öğrenciler ayakta duruyor, gürültü yapıyor, yüksek sesle konuşuyor ve sınıfın farklı mekanlarında dolaşıyor olurlar. Öğretmen sınıfa girince öğrencilerde bir hareketlilik olur ancak yine de düzensizlik devam etmektedir. Bunun üzerine öğretmen şu cümleyi yüksek sesle söyler: "Herkes yerine geçsin."
Bu makalenin konusu, içinde yaşadığımız dünyada insanın kendi yerini bilememesinden kaynaklanan yeni konum taleplerinden mülhem Tanrı-insan ilişkisidir. Bu aslında yeni bir durum olmayıp insanlık tarihinin en eski zamanlarından başlayarak günümüze kadar devam eden bir problemdir.
Orta Çağ'dan modern zamanlara geçişte kilisenin menfi tutumu ve insanlar üzerinde baskıcı temellükü neticesinde Batı dünyasında bazı kıpırdanışlar başladı. Occamlı William'ın nominalizmi, Bacon'ın tabiata yönelimi ve tümevarıma işaretleri, Descartes'in insanı merkeze alan vurguları modern bir dünyanın inşasının yollarını açtı.
İslam açısından din-bilim ilişkisi, din ile bilim arasındaki kopuşa izin vermediği gibi vahiy-bilim ilişkisini bir denge üzerinde tutmayı hedefler. İnsan, olabildiğince geniş yetilere sahip bir varlık olup, Tanrı'nın da istediği insanın bu yetilerini geliştirmesidir. Fakat bu insanın ürettiği bilgi ve teknoloji ile Tanrı'ya meydan okuması anlamına gelmemeli; Tanrı'ya karşı kendisinde bir yeterlilik duygusu oluşturmamalıdır.
"Tanrı" diye bir kavramdan bahsettiğiniz andan itibaren sonsuz, sınırsız, ebedi ve mutlak güce sahip bir varlığı tanımlıyorsunuz demektir. İnsan ise, fani, gücü ve bilgisi sınırlı ve eksik bir varlığı tanımlar.
Dolayısıyla insan gelinen noktada eşya ile kendisinin kaynağının Tanrı olduğunu ihmal ederek, kendisi ile tabiat arasında çelişki yaratmaya devam ediyor. Bu ise paradigma sorunudur. Diyeceğimiz tek şey şudur: "Herkes yerine geçsin."
Benzer Konular
Esmalar ve diğer kategorilerden öneriler
El-Vedud
El-Fettah
El-Aziz
Esmalar
El-Basir
El-Bedi'
El-Muğni
En-Nur
El-Rakib
El-Kerim
El-Kadir
El-Azim
