Havas Okulu ilmi Genel Makaleler | Esmalar | Vefk & Tılsım | Büyü Fal

Havas ilmi & Gizli ilimler

Havas İlminin Derinliklerine Yolculuk: Kadim Bilgelik ve Gizemli Sırlar

tıb

Modaratör

Active member
Arapça’da ṭıbb mevcudu muhafazaya ve eksik olanı (sıhhati) onarmaya işaret eder. İslâm öncesi dönemlerde bunun ism-i mef‘ûlü olan maṭbûb kelimesi “büyülenmiş” (mesḥûr) anlamına geldiği için kelimenin kökü ayrıca sihrî mânalar taşımaktaydı (Ebû Bekir İbnü’l-Enbârî, s. 150-151). İnsan için beden sağlığı nasıl hayatî bir önem taşıyorsa sağlıklı olma yollarını araştırma da her zaman insanın temel çabalarından biri olmuştur. İslâm medeniyeti zirvede bulunduğu günlerde gıpta edilen bir sağlık sistemi kurmuş, VII. yüzyıldan XXI. yüzyıla kadar tıp ilmi İslâm dünyasının farklı bölgelerinde oldukça karmaşık ve değişik bir disiplin halinde gelişme göstermiştir. Farklı din, dil ve etnik kökene sahip olan hekimler bu ilmin gelişiminde ortak tecrübelerini paylaşmakla birlikte tıp ülke ve inanç sınırını aşmıştır. Ayrıca çevre kültürlerine, özellikle XII. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan Avrupa üniversite tıbbına büyük etkide bulunan İslâm tıbbı, daha da gelişmiş haliyle bugün pek çok İslâm ülkesinde ve dünyanın değişik bölgelerine dağılmış müslüman topluluklarda hayatiyetini devam ettirmektedir. İslâm medeniyetinde tıp konusu gibi çok karmaşık bir olguyu, oldukça sınırlı bir ansiklopedi maddesinin kapsamı içinde yeterli şekilde değerlendirmek mümkün değildir. Dolayısıyla burada kapsayıcı bir isimler ve eserler listesinden ziyade İslâm tıbbının yaratıcı ve çok yönlü tabiatını ortaya koyacak dikkat çekici örneklerin verilmesiyle yetinilecektir.

Kaynaklar. İslâm dini Arap yarımadasında ortaya çıkmış olup bu dinin çöl hayatını yaşayan ilk müntesipleri arasında çeşitli tıbbî tekniklerin bilindiği anlaşılmaktadır (Pormann, Islamic Crosspollinations, s. 77-79). İslâm öncesi ve erken dönem İslâm şiirinde öksürük ve göz iltihabı gibi hastalıkların yanı sıra kabile savaşları sırasında meydana gelen yaralanmalara dair bilgiler yer almaktadır. Ayrıca sonda (Ar. mîl < Yun. mele) gibi Yunan tıbbından intikal eden bazı aletler kullanılmaktaydı. Bununla birlikte o dönemde tedavi biçimleri çok basitti; meselâ deve idrarı ve balın kullanımı oldukça yaygındı. İslâm’ın zuhurundan önceki iki asır içerisinde Araplar, Sâsânîler ve Bizanslılar gibi iki büyük imparatorlukla ve ayrıca kendi dindaşlarınca zındık ilân edilerek yurtlarından çıkarılan, Süryânîce konuşan hıristiyanlarla irtibat kurmuşlardı. Bütün bu toplumlar oldukça gelişmiş bir tıp tecrübesine sahipti ve bunların içerisinde Yunanlılar’ın tıp bilgisi daha ileri düzeyde bulunuyordu. Bu sebeple İslâm dünyasında ortaya çıkan tıpla ilgili gelişmeleri anlayabilmek için antik dönemin sonlarındaki tıp bilgisi hakkında fikir edinmek gerekir.

İskenderiye şehri hem tıp hem felsefede önem kazanmıştı. Şehrin ilim meclislerinde “iatrosophist” (tıp profesörleri) denilen kimseler Hipokrat’ın ve Galen’in (Câlînûs) yazdıklarına dayanan metinleri öğretiyorlardı. “Galen’in On Altı Kitabı” diye bilinen ve Galen tarafından çoğu yeni başlayanlar için yazılmış temel eserlerden oluşan koleksiyon özellikle popülerdi (Pormann, Hippocrates and Medical Education, s. 419-442). Böylece Galencilik o zamanın hâkim tıp ideolojisi haline gelmekle birlikte bazı tıp bilginleri de talebelerini hastanın yanında eğitiyorlardı. Bu dönemde tıp literatürünün iki türü bilhassa öne çıkmıştı: Şerh ve ansiklopedi. Hem şerhte hem ihtisarda tıp hocaları, konuları öğrencilerin kolayca kavrayıp hatırlayabileceği bir tarzda bölümleme ve ayrıştırma tekniklerini, hâfızaya dayalı bölme (dihairesis) yöntemini kullanıyorlardı (Pormann, Philosophy, Science and Exegesis, II, 11-33). Tıp ansiklopedileri ise mevcut tıbbî bilgileri kolaylıkla erişilebilir bir formatta sunmayı amaç edinmişti. Aeginalı Paul’ün daha sonra Araplar arasında Künnâşü’s-Süreyyâ diye bilinen Compendium of the Pleiades’i bu türe örnek teşkil eder. Yedi kitaptan oluşan bu çalışmada temizlik (hijyen), koruyucu hekimlik ve diyet, hummalar, baştan ayağa her tür hastalık, dış hastalıklar ve kurtçuklar, zehirli hayvanlar, ameliyat, basit ve bileşik ilâçlar ele alınmıştır (Pormann, The Oriental Tradition of Paul of Aegina’s Pragmateia, Leiden 2004).

Genelde Süryânî literatüründe olduğu gibi Süryânî tıp geleneği de Grek mirasına ve özellikle geç dönem eski İskenderiye’sinin Galen tıp geleneğine çok şey borçludur. Bir Ya‘kūbî rahip olup İskenderiye’de tıp ve felsefe okuyan Re’sül‘aynlı Sergios, İslâm öncesi dönemin en önemli şahsiyetiydi. Sergios, pek çok felsefî metni tercüme etmesinin yanında “Galen’in On Altı Kitabı”nı da çevirmiştir (Bhayro, III [2005], s. 147-165). İran tıp geleneği de Yunan mirasına çok şey borçludur (Hampel, bk. bibl.).

Süryânîce konuşan hıristiyanlarla İskenderiye tıp okulları, bilgi alışverişi konusunda en önemli teşebbüslerden biri olan Grekçe-Arapça tercüme hareketinde önemli rol oynamıştır (Gutas, Greek Thought). IX. yüzyıl boyunca pek çok Grekçe tıp metni çoğunlukla Süryânî mütercimleri vasıtasıyla Arapça’ya çevrilmiştir. Öncelikle Bıtrîḳ gibi mütercimler Yunanca’dan yaptıkları tercümelerde daha çok açıklayıcı bir yol izlemiş ve diğer dillere çok sayıda teknik terim kazandırmışlardı. Huneyn b. İshak ve çevresi oldukça yüksek seviyede gelişmiş bir çeviri tarzı ortaya koymuş, tıp terminolojisini geliştirmiş, böylece son derece karmaşık olan tıbbî düşünceleri gelişmiş bir Arapça’da ifade etme imkânı sağlamıştır (Ullmann, Wörterbuch zu den griechisch-arabischen Übersetzungen des 9. Jahrhunderts). IX. yüzyıldan itibaren Arapça olarak ulaşılabilen Grek tıp literatürü İslâm tıbbının gelişiminde en önemli kaynağı teşkil etmekle birlikte diğer dillerden de bazı metinler Arapça’ya çevrilmiştir. Meselâ Süryânî hekimi Yuhannâ b. Serâbiyûn tarafından yazılan tıp ansiklopedisi defalarca Arapça’ya tercüme edilmiş ve Ali b. Rabben et-Taberî’nin Firdevsü’l-ḥikme adlı eserinde Hint tıp kültürüne dair epeyce mâlûmat yer almıştır. Ticaret ve seyahatler de İslâm tıbbının gelişiminde önemli katkı sağlamıştır. Ülkeler arasında kitapların ihracı ve ithali neticesinde sadece yeni metinler elde edilmemiş, bunun yanında o zamana kadar bilinmeyen misk gibi maddeler tıp pazarına ulaşmıştır (Akasoy – Yoeli-Tlalim, III [2007], s. 217-240). Müslüman hekimler tarafından sıkça kullanılan bölme yöntemi geç dönem antik İskenderiye’sinde önemli bir ilke idi. Meselâ tıp sanatı teori ve pratik olmak üzere iki kısma, teori ayrıca fizyoloji (ilmü’t-tabâi‘), etiyoloji (ilmü’l-esbâb) ve semiyotik (ilmü’l-alâmât), pratik de koruyucu ve tedavi edici hekimlik gibi alt bölümlere ayrılmıştı. Galen’in On the Sect for Beginners (Fî Firaḳi’ṭ-ṭıb li’l-müteʿallimîn) adlı eseri üzerine yapılan Alexandrian Summaries (Cevâmiʿu’l-İskenderâniyyîn) adlı çalışmada yer alan bu ayırım, İslâm tıbbının tematik yapısı üzerine genel bir bakış için rehberlik yapabilecek niteliktedir.

Tıp Teorisi. Hekimler ve filozoflar tıbbın bilgi hiyerarşisi içerisindeki yeri konusunda farklı görüşlere sahiptir. IX. yüzyılın ortalarında yaşayan İshak b. Ali er-Ruhâvî gibi hekimlere göre tıp, bilim dalları içerisinde anakronik bir ifadeyle insanlığa en çok yararlı, en yüce ve en önemli olanıdır. İbn Sînâ gibi diğerleri ise tıbbı ziraat ve astroloji ile aynı grupta değerlendirerek uygulamalı ya da türetilmiş bilimle ilişkilendirmişlerdir (Gutas, Before and After Avicenna).
 
Üst